yaşadığım dünya haricinde bir de uyuduğumda yaşadığım dünya var. rüyamda, sürekli olarak daha önceki rüyalarımda gördüğüm yerleri tekrar tekrar görüyorum. böylelikle rüya alemim bana yabancı gelmiyor. ayrıca binaların kendi dünyadaki görüntüsünden başka ruhlarının görüntüsü farklı oluyor. mesela itü'nün makina fakültesinin ruhu, kendi fiziki durumundan bambaşka bir şekle sahip. gene avlu sistem, gene karmaşık, ama ruhu daha karmaşık. yemekhanesi en alt katta, bahçeden geçişleri var. merdivenleri mermerden ve adım atılan kısmı aşınmış. A girişi, B girişi diye girişleri ayrılmış, ve tuvaletleri gene gerçekte olduğu gibi az. bağlantıları labirent gibi ve kaybolmak işten bile değil. rüyamda makine fakültesini aynı haliyle 3-4 kez gördüm. dün de gördüm. tuvalet aradım. yerini biliyordum ama nasıl gideceğimi unutmuştum. okuldaki revirde olay olmuş, ilkokuldan bir arkadaş revirin önünde baygın, diğer insanlar, lisedeki coğrafya öğretmeni hatice hoca falan ona bakıyordu, umursamadan tuvalet aramaya devam ettim. dönüşleri döndüm, gidişlere baktım, erkekler tuvaleti hep oluyordu da kadınlar tuvaleti hiç olmuyordu. makina fakültesinin makus talihini değiştirmeli diye düşündüm, ama eylemde bulunacak durumum yoktu, çünkü tuvaletim vardı. diğer binaya geçiş yapmıştım. daha önce de gittiğimden biliyordum ki diğer binanın en üst katında rektörlük bölümü, ve bölümde de bir kadınlar tuvaleti var. oraya doğru çıkıyordum. rektöre giden yolda ben diyeyim 100, siz diyin 150, böyle bakınca aşılmaz gibi duran merdivenler var. tırman allah tırman. rektörlük kapısına doğru çıktıkça merdiven basamakları daralıyor, sonunda yokuşa yakın bir hal alıyordu. ayrıca "arnavut kaldırımlı taş sokaklar" bilincime nasıl işlemişse bir yerden sonra o yokuş öyle minik taşlı, aralarından çim büyümüş bir yokuş oluyordu. tırmanması zordu da çok yaklaşmıştık. çıkarken mimarlık fakültesi dekanı orhan hocayı gördük. aliye orhan hocayı tanıttım. koşar adım aşağı iniyordu. tuvaletim olduğundan selam vermedim. çıkmaya devam ettim. tam kapıyı gördüm, kapı açıktı, biz tırmanıyorduk, iki polis, bir adamı tabancayla vurdular. adam yere serildi. polisler sonra kapıyı kapatıp aşağı doğru inmeye başladılar. ve adam tehlikeli, aşağı inin! uyarısı verdiler. kapı kapalıydı ama farelerin kullandığı o posta girecek boşluk açıktı. oradan silahla vurulup tuvalete gitmek sevdam yüzünden canımızdan olmayalım diye aşağı indik. artık çok yorgun, bir o kadar da umutsuzduk. ömrümün sonuna kadar tuvaletimi tutabileceğime inandım, pişmanlıkla uyandım.
katip
betül t.
zaman:
20:17