acımak.

8 Ocak 2012 Pazar

ocağın yedisi.

ocağın yirmi üçü, yirmi beşi,
şubatın sekizi, dokuzu
mayısın on yedisi.
nolur iyi geçin, acıtmadan geçin. 

bugün acımakla alakalı şeyler düşündüm.
annemin sevgi emarelerinden birisi de acımaktır. bir kişiyi sevmesi için o kişiye acıması gerekir.bense acımak fiilinden nefret ederim. kimseye acımam. acımam derken acımasızlıktan değil de empatiden. kimsenin bana acımasına tahammül edemeyeceğim için başkasının da ben gibi acınmaktan hoşlanmayacağını düşündüğümden kimseye acımam. hayat bir şekilde herkese devam eder çünkü. bununla beraber acımasız kelimesi de çok sevdiğim bir kelime. sevdiğim derken, fiil olarak acımak kelimesi lügatten kalksa hiç üzülmem. acımasın kimse kimseye. fakat acımasız kelimesi de aynı kökten gelmesine rağmen acımak fiiliyle beraber lügatten kalkmamalı mesela. acımasız kelimesinde şöyle bir şey var. acımak o kadar kötü bir şey ki, eylemin ezici bir tarafı var. birisine acıyan özne, acıdığı taraftan kendini belli ki üstün görüyor. tam da burada, acımasız olan özne, üstünlüğünü öyle ezici, öyle duygusuz bir şekilde sağlıyor ki, o acımak eylemini aşan bir acımasızlık, bir gaddarlık taşıyor. bu yüzden acımasız kelimesini korumalı, ona iyi davranmalıyız. çünkü bize lazım. acımasız kelimesi, dünyada acımasızlık olduğu müddetçe gözümüz gibi korumamız gereken bir kelime. fakat biz insanlar, insanca yaşayabilmek adına bence acımak eylemini birbirimiz üzerinde kullanmamalıyız. eşitlik adına, barış adına, acımak fiilini kullanmamalıyız.

bir de insansız savaş uçağı diye bir tanım vardı. tek aşina olduğum kullanımı amerika ve israildi. ülkemizin de bu tanımla aşina olması beni derinden yaraladı. lügatimize böyle girmesi oldukça acımasızca geliyor.

Bu kayda verilen bağlantılar